Kategori : Sosyal Medya

Enuygun.com Sosyal Medya

17 Ağustos Depremi'ni anarken

Bugün başka türlüsünü yazmak mümkün değil. Geri getiremediğimiz canlar bir yana; saramadığımız yaralar, önlem alamadığımız inşaat ve alt yapı çalışmaları, yerini bulamamış yargı süreçleri derken 12 yıl geçti.

Bugün bu ülkede yaşayan herkes için ortak bir konu ve acı var. Deprem ile yaşamayı, DASK yaptırmayı, bilinçlenmeyi, unutmamayı ve unutturmamayı sade vatandaş olarak öğrendik.

Ancak öğrenemediklerimiz/katılım gösteremediklerimiz var; Sivil Toplum Örgütleri ile koordineli davranarak, doğru aksiyonları aramak bunların başında geliyor.

Hükümetlerin programında olup bu 12 yılda gerçekleşen-gerçekleşemeyenleri hepimiz biliyoruz; ancak bugün bildikerimizin sağlamasını yapmak ve talepleri tekrarlamak için İnşaat Mühendisleri Odası”nca düzenlenen “Depreme Duyarlılık Yürüyüşü” var. Orada olmak tercihini kullanacaklara hatırlatalım; ayrıntılar için bir tık.

Devamını Oku
Enuygun.com Sosyal Medya

Fütürizm yolunda internet

Geleceğe hükmetme, insanoğlunun eski tutkusu, kendi yaşamlarımız ve onun sürekliliğini isterken, gelecekle ilgili tasarılar üretmemek mümkün değil.

İşlerimiz, alışkanlıklarımız da bu yönde kuvvetleniyor ve dünyanın da gidişatı göze alınınca, yaşam kalitemizi arttırmak, sınırlı kaynaklara müdahale için herkes kendi reçetelerini oluşturuyor. Benim yükselişini izlediğim kitle ise, fütüristler.

Pek çok iyi tanınan isim ile birlikte, fütürizmin artık bir derneği, Kadir Has Üniversitesi desteğiyle okulu mevcut. Genç dimağlara yakınlık, üniversite çatısı altında okul ve dernek ilişkilerini birlikte yürütebilmek. Bunlar hem genç nesil için hem akademisyenler için hoş ortaklıklar.

Eskiden iş dünyasına adım atmak ve 30 yıl sonra altın saatinizle ya da kütahya işi teşekkür plaketleri ile emekli olmak için, stajyer seviyesinden başlamak, diğer çalışanların sıkı takipçisi olmak yeterliydi. Arada gelen küçük terfilerle iş hayatını sonlandırmak ve başarılı, kariyerli sayılmak mümkündü.

Ancak, bugünün iş dünyasında, 20″li yaşlarınızda tutunmak için, iyi bir fikriniz, farklı bir yeteneğiniz, destekli baccarat bir öngörünüz olmalı. Şu an çalışma hayatına atılırken derdiniz, para kazanmak-biriktirmek değil, çalışmak ve keşfetmek olmalı.
Kendinize bir start up proje gibi yaklaşıp herkesin sizi böyle görmesini sağlamalısınız. Start up projelerde keşif ve çalışma, doğru gelir modelini sağlayana kadar takıntı derecesinde sürdürüldüğünden, başarı ve para kaçınılmaz olacaktır.

Buraya kadar hiç sorun yok, bunlar olması gerekenler ve beşikteki bebeler bile start up diye ağlayıp melek yatırımcı gözler durumdalar diş perisi yerine.

Peki fütürizm ile ilgili beni şaşırtan nedir?

Bilim ve toplumsal yapıya müdahaleler, ideal gelecek tasarımı çalışmaları içinde bunca alt sınıf oluşturmanın kast sistemli varlığı ve sanırım henüz uçan arabalar ya da Battlestar Galectica ortamı yakalayamadığımız için olacak, internet temelli çalışmalar üzerinde yoğunlaşılması. Bu yoğunlaşma elbette bu sektörün içinde doğru hareketlenmeler, güzel proje ve işler çıkaracaktır; ancak cemaatimsi ifadeler, kalıplar, tanımlamalar, hedef gösterilen mekan-iş-metalar, internetin uçsuz bucaksız diyarlarında arınacaktır, değişim yakalanacaktır diye ummaktan kendimi alamıyorum.

Konu hakkında bilgili ve ilgili olanlar beni anlayacak, katılacak ya da katılmayacaklar ancak benim için birey tekilliğini ve özgürlüğünü koruduğu müddetçe dünya gelişmek için dönüyor olacak.

Devamını Oku
Enuygun.com Sosyal Medya

Canımızın dış cephesi markalar!

Bu da nesi demeyin! Bir düşünün, markasız olmayan ne var hayatınızda, üstünüzde-başınızda? Başlıkta, karşı binanın bitmek bilmeyen dış cephe mantolama ve boya işlerinin de etkisi var 🙂
Eskiden daha kolaydı, marka paha demekti biz de şıp diye pahalı ve iyi bir mal, marka aldığımızı ayırdederdik. Hele önemli alımlarda, muhakkak pahalı olan iyi olan demekti.

Şimdi ise işimiz zor, her alanda her konuda markalaşma mevcut. Firmalar, şirketler bizimle markaları üzerinden iletişimde ve ortaya koydukları onca kriter içinde, kendini yalnızca pahalı ya da yalnızca ucuz olmakla konumlandıran marrka, bir elin parmakları kadar.

Bu durumda, tüketici olarak bizim öylesine karşılaştırma ve fiyat-performans odaklı yaşamamız gerekiyor ki, sormayın gitsin!
Ben ev geçindiren biri olarak bu yükten yorgunum. Bazen istiyorum ki, almakta olduğum bir ayakkabının üzerinde şöyle yazıversin, “evet çok albeniliyim ama her gün giyerim dağ tepe gezerim dersen bozuşuruz” ya da şu da olur “tamam ucuzum ama mezara kadar gideriz”. Ben de düşüneyim; çünkü zavallı şehir insanları olarak artık günün her saatinde belli biçimlere girmek, belli ihtiyaçlara cevap vermek zorundayız. Her iki konuşkan ayakkabı da bir ihtiyacı karşılayacaktır. Her türk genci de bu iki ayakkabının tek bir ayakkabıda optimize edilemeyeceğini hisseder.

Yine market alışverişlerinde beş kilo butun 3.00 lira olması beni ilgilendirmeli mi? Ben yalnızca iki kişilik bir aileyim, tavuğa özel bir düşkünlüğüm yok. Ziyan etmek üzere alacağım bu tavukların vicdan azabıyla yaşamak ya da daha azını aynı paraya almak, hangisi anlamlı? Markası, ihtiyaca yönelikliği; bence hepsi. Eğer toplu alımlarda indirimiyle tanınan bir markette iseniz buna şaşırmamalı ve uygun tercihi yapmalısınız.

Fiyat performans odak olmalı elbet, ancak markalar yukarıdaki kadar olmasa da bizimle konuşuyor. onları dinleyin. Evet biliyorum, pazarlama guruları mütemadiyen, her mecrada tüketiciyi dinlemenin önemini dile getiriyorlar ve haklılar. Artık dinlenmenin ötesinde markalar ve tüketici konuşuyor. Dertlerini anlatıyor. Bu nedenle, biz de markaları dinleyebiliriz. Ürünlerinin hikayelerini, faydalarını, tasarım aşamalarını, pratikliğini ve fiyatlandırma çalışmalarını görüp anlayabiliriz. Bizim kadar markalar da müşterilerini seçiyor ve yaşam gelişiyor.

Yanlış alım kararlarının başında istifçi zihniyet, yaratılmış suni ihtiyaç ve duyamamak geliyor. Siz siz olun, neden aldığınızı bilemediğiniz vicdan azabı tavuklarla ya da trekkingde giydiğiniz topuklularla nerede hata yaptım diye düşünürken, alışveriş sırasında kendinizi ve aldığınız ürünleri doğru duyup duyamadığınızı bir daha düşünün.

Devamını Oku
Enuygun.com Sosyal Medya

Depresyon değil, hava değil peki ne?

Bugün iş hayatında ya da günlük yaşam karşısında işimizi yapabilmek, memnun olabilmek, çözüm üretebilmek ve yaşamı zenginleştirmek için hepimizin biraz yaratıcı olmaya ihtiyacı var. Hazır hava da bizi kışa hazırlamak isterken, güneşin enerjisi üzerimizden çekilmişken, gelecek günlere yatırım mahiyetinde bir hafta sonu girizgahı yapalım.

Yaratıcılık yaşamın her alanına; işinize, yemeğinize, bütçenize faydalı, çünkü ters köşeleri görmeyi sağlıyor. Bu nedenle tıkandığınızı hissettiğinizde, belki depresyon değil, hava da değil yaratıcılık baskılanması ile karşı karşıyasınız. Hiç bölye düşünmüş müydünüz?

Diyelim ki tıkandık, neler yapmalı?

Keyif aldığınız, öğrendiğiniz, heyecanlandığınız, kendinizi en iyi hissettiğiniz arkadaşlarınızı, mekanları, uğradığınız siteleri düşünün ve onlarla zaman geçirin. Onları da yanınıza çekmek için değil, onlarla daha iyi bir moda yükselebilmek için.

Bir günün tek kuralı var aslında. O gün bitecek! Sizinle ya da sizsiz. Bu durumda, bir yerinden başlamakta fayda var. Denkleşmeyen bütçe hesabından tutun, yemek tarifi almaya kadar yazmak çözüm getirir. Yazın, fikirleriniz kayıtlı olsun, günün birinde en azından biri işe yarayacaktır. En kötü ihtimalle sizi gülümsetecektir.

Yeni metodlar geliştirin, hem de her şey için. En kolay yöntemi sanırım, genelde yaptıklarınızın tersini yapıp hoşunuza gitmeyenleri elemekle mümkün. Yine önemli olan şeylerden biri, değişmezlerinizi doğru belirlemek. Çalışmalarınız, kararlarınız, planlarınız üzerinde aşırı korumacı davranmazsanız, onları yok saymak ve yeniden başlamak kolay olur. Burada önerilen asla ve asla, tasarruf için ayırdığınız 100 TL’yi sakıza yatırmanız değildir. Derinine düşünürsek, eğer bu sakıza yatırım işi, inandığınız bir şey haline geldiyse, sebeb-sonuç ilişkisi kurduğunuz ve analiz edilebilir kar-zarar dengeleri edindiğiniz bir iş ise, eh sakızlarınızla başarılar dileriz elbette!
Tüm bunlar işe yaramadı diyelim (ama hepsini denediz, eminsiniz) o zaman şöyle bir durun, susun, dinlenin ve izleyin. Suyun akışına bırakın, tıpkı bir haftasonun size sunabileceği gibi olsun yaşam…

Devamını Oku
1 2 3 4 5 7